11 Şubat 2011 Cuma
Hayırlı cumalar...
9 Şubat 2011 Çarşamba
Biz dostumuzun elinden tutanı yakmayız
- Ya Rab! Beni yakmayışını anlarım da kafiri niye yakmadın?
Cenab-ı Hakk'ın verdiği cevap ise çok manidar:
"Bilmez misin ya Musa; biz dostumuzun elinden tutanı yakmayız."
31 Ocak 2011 Pazartesi
Bir dua...
Amin.
25 Aralık 2010 Cumartesi
Bir ayet...
13 Aralık 2010 Pazartesi
Bir Hadis
7 Aralık 2010 Salı
25 Ekim 2010 Pazartesi
5 Ekim 2010 Salı
27 Eylül 2010 Pazartesi
Niceleri Geldi
23 Eylül 2010 Perşembe
Şükür bir bağdır, nimetler de av. Şükür sesi işittiğin zaman daha fazla elde edilmiş olmaya hazırlan. Allah kulunu severse onu bir belaya uğratır, sabrederse kendisi için seçer. Şükrederse onu daha fazla beğenir ve ayırır. İnsanların bazıları kahrı için, bazıları da lütfu için şükrederler. Bu her ikisi de hayırlıdır. Çünkü şükür, kahrı lütuf şekline koyan bir panzehirdir.
19 Eylül 2010 Pazar
LEYLA'YI ARAYAN MECNUN
Birisi yollarda Mecnun'a rastlamıştı; dertli dertli yoldaki toprakları eşeliyor, sanki bir şey arıyordu. O adam sordu:
- A deli, böyle ne arıyorsun?!..
- Leyla'yı arıyorum.
Adam şaşırdı:
- Hayret, Leyla topraklarda ne gezer, öylesine parlak bir inci toprağa düşer mi?
- Ben neresi olsa ararım, belki bir an gelir, onu bir yerde buluveririm.
16 Eylül 2010 Perşembe
14 Eylül 2010 Salı
Hâfız-ı Şîrâzî (rh)
25 Haziran 2009 Perşembe
Hayırlı Kandiller
19 Haziran 2009 Cuma
HAMAM BÖCEĞi VE NAMAZ
Saat 21.30 suları olmuştu. 22.45 e saati kurdum içeri abimin odasına yatmaya gittim, annemlere de beni o saatte kaldırmalarını söyledim. Tabi o bitkinlikle ben o saatte kalkamamışım, annemler de kıyamıyorlar uyandırmaya kalkamayınca, öylece uyuyorum. Yine aynısı olmuş. Abim gelmiş yatmaya gece on ikiye gelirken, hatırlıyorum, kalkıp ben de kendi yatağıma geçtim, namazı kılmadığım geldi aklıma ama her yerim titriyor, başım çok felaket dönüyordu, yatağa uzandım ben de on, on beş dakika sonra kalkabilmeyi dileyerek…
Dalmış gitmişim…
Saat kaçtı bilmiyorum gece bir ara gözlerimi açtım; nasıl oldu, niye oldu bilmiyorum ama elime baktım. Aman Allah´ım bir de ne göreyim, hamam böceği elimin üzerinde! Yatağımda! Hadi elimi geçtim, yatağımın üzerinde hamam böceğinin ne işi var! Kaldı ki bizim evde hamam böceği de olmaz! Elimi silkeledim, bu gerçek mi, rüya mı, hayal mi anlam verememiştim. Sonra elimden düştü, yatağın kenarında olduğu halde yatağın altına girdi! O tiksinmeyle fırladım yataktan. Uyku sersemi lambayı açtım, yatağın altına, sağına, soluna baktım ama hamam böceğini bulamadım! Saate baktım tam 02.19 idi…
Yatağa tekrar girmeye cesaret edemedim, geçmişte her şeye(!) cesaret eden hanım efendi yatağa girmeye tiksinmişti! Bir vakitler Allah´tan korkmayan ben küçük bir böcekten korkuyordum! Kendime şaşırmıştım! Sonra yatsı namazı geldi aklıma; sahi ya ben yatsıyı kılmamıştım. Bir an duraksadım; uyku sersemi ve bitkinlik “namaz kılma, yat” diyordu bana sessizce. O ara aklıma o akşam okuduğum şu cümle geldi:
“Kasten bir vakit namazını geçiren ALLAH´ı sevdiğini iddia edemez! Bu sevgi yalandır”
Oysa ben Allah´ı sevdiğimi, çok sevdiğimi dile getiriyordum, hem Allah-u Teâlâ uyanıp kendime gelmeme küçücük bir böceği vesile etmişken kılmamak olmazdı.
Gittim abdest aldım, namaza durdum… Elhamdülillah!
Gecenin gündüzü örtmesi gibi, Allah da bu gecede günahlarımı örter miydi acaba? Gecenin sessizliğinde hamam böceğiyle aynı odada olduğumu, elime konduğunu çoktan unutmuştum bile…
Hatta ne kadar şükretsem azdı.
Allah ne kadar büyüktü, ne kadar Yüce´ydi, Ulu´ydu! Biz de ne kadar acizdik, güçsüzdük, yardıma muhtaçtık. Öyle ya hamam böceğine muhtaç olmuştum, Allah nasıl da kibirden koruyordu insanı. “Büyüklenme ey Esra” diyordu, “bak Seni BEN yarattım, istersem seni Azize yaparım, istersem de küçücük bir böceğe muhtaç yaparım. Büyük olan BENİM, Yüce olan BENİM, Sense ACİZ basit bir kulsun. İstediğin kadar saatleri kur kalkabilmek için namaza; anana babana bacına söyle seni kaldırmaları için, istersen dünyaları topla, dik baş ucuna, Eğer BEN nasip etmezsem, dilemezsem kalkamazsın aslâ! Acizliğini bilip, dua edersen eğer, güçsüzlüğünde BENİM kudretimi hatırlarsan, BENDEN istersen, BENDEN dilersen; KÜÇÜCÜK BİR BÖCEĞİ SANA HİZMETKÂR YAPARIM, olmayacakları oldururum, seni namaza kaldırırım! Yeter ki sarıl sımsıkı BANA! Başka kapı yok, başka yol yok, başka huzur dolu aguş yok, Bir tek BEN varım, Bana yönel ki huzura er, mutluluğa kanat çırp!” ve daha neler, neler…
Dünya bizim için yaratılmıştı, biz de Allah için. Her şeyi ama her şeyi kullanmak, Allah için doğru yolda kullanmak irademizde olan bir şeydi belki de. En küçüğünden, en büyüğüne faydasız hiçbir şey yoktu dünyada! Allah her şeyi bizim için halketmişti! Kullanımımıza sunmuştu, ama biz kendi özümüze olduğu gibi, dünyadaki varlıkların da özlerine yabancıydık! Bir hamam böceğini Allah için sevemiyorduk, tiksiniyorduk, “o da neydi öyle kara küçük bir şey!” diyorduk ve bunu gibi niceleri…
Oysa henüz yaşamıştım, nasıl da faydasını sunmuştu ömrüme! Ben de faydalıyım dercesine, sanki elimden tutup kaldırmıştı namaza… Vay be dedim işte o an, bir hamam böceği ne işler başarıyor Allah´ın izniyle!
Bir şeyleri daha yine görüyordum yaşamda… Hayattaki çoğu şeyi beğenmemekle aslında Allah´ın yarattıklarını, sonuç itibariyle de Allah´ı beğenmiyorduk. Allah´ın hikmetlerini göremiyoruz diye, illaki kötülemeye gidiyorduk, hani TAM TESLİM olabilsek Allah´a bu neden böyle demeye vakit bulamayacaktık. Allah´ın güzelliklerinden sarhoş olmuş bir şekilde, dilimizde HAMD, kalbimizde aşk-ı muhabbet; ömrü huzur, hûşû içinde geçirecektik. Hamam böceğine baktığımızda Allah´ın nasıl da mükemmel olduğunu okuyacak, kendimizin acizliğini hatırlayacak ve Allah isterse ona nasıl da muhtaç olabileceğimizi dillendirecektik.
Kur´an ayetlerinde küçücük bir SİNEĞİ misal veren Allah-u Teâlâ, şimdi de o ayetleri hatırlatırcasına hamam böceğini gösteriyordu bana… Her şeyi bilen Allah idi. Âlim olan Allah´tı. O nasip etmezse bir şey bilmemize imkân yoktu!
Gecenin bir yarısı sarıl diyordu BANA; Kur´an´a, Sünnet´e…
“Ey insanlar bir misal verildi, şimdi ona iyi kulak verin! Haberiniz olsun ki sizin Allah'tan başka taptıklarınız bir sinek yaratamazlar, hepsi onun için bir araya gelseler bile; şayet sinek onlardan bir şey kaparsa onu ondan kurtaramazlar; isteyen de güçsüz, istenen de! Hac Suresi 73. Ayet”
Hamam böceği Allah´ın BİR´liğini tekrar tekrar vurguluyordu gece yarısı… “Nefsî bütün putlarını kır, yok et; Allah´a secde et” diyordu… “La İlâhe İllallah Muhammeden Resulullâh” sırrı sessizliğe hoş bir seda katıyordu!
Sabah ezanını da bekledim, namazı kılıp yattım. Hamam böceğinin yatağın altında olma olasılığı hiç mi hiç umurumda değildi, görseydim aslında şöyle bir bakardım, “EyvaAllah” derdim. Hem Allah kaderimize ne yazmışsa onu yaşayacaktık, kaçarı yoktu! Ölüm mü gelecekti; bir vesile mutlaka olmalıydı; nedendi ki o zaman vesilelerden korkuş, kaçış… Belki bir sineğin taşıdığı mikrop girecekti kanımıza, belki araba altında ya da bir başka şekilde… Ötesi yoktu… Biz Allah´ındık, bu can emanetti, Allah dilediği şekilde muamele ederdi… Önemli olan rızasını kazanmış olarak ölebilmekti. Allah´ın gücüne gitmeyecek, Peygamber Efendimiz Sallallahu aleyhi ve sellemin gücüne gitmeyecek şekilde bir ömür sürebilmekti…
Allah bizi yolunda daim eylesin, her şeye Allah´ın yarattığı varlık olarak bakabilmeyi nasip etsin inşaAllah. Ömrümüzü O´nun rızasını kazanmak için tüketmeyi, nefsimize köle olmamayı nasip etsin… Öldüğümüzde ardımızdan hayır dua gönderen bir ordu bıraksın inşaAllah. Samimi olmayı ve dâhi tüm güzelliklerini, sırrını nasip etsin!
Âmin.
Bu arada artık hamam böceklerini de çok seviyorum, çok sevimli hayvanlar :)
Beyazî… 18 Haziran 2009 Perşembe
25 Mayıs 2009 Pazartesi
HZ. ALİ’NİN (RA) BİR DUÂSI
Delil ve burhânlarımızı, hedefine yönlendir, kalblerimizin ufkunu aç, dilimizi doğruluğa bağla ve gönül kirlerimizi temizle!
23 Mayıs 2009 Cumartesi
``LEYLA ile MECNUN``
.jpg)
Bir bütün idim ben Leylâ ile. Sense Leylâ'yım diyorsun. Sen Leylâ isen eğer, beni yakmaya hayalin yeter, takatim yok sana kavuşmaya. Varlığı olmayan bir zerreye aynadan ne fayda? Canım gideli hayli zamandır, cismimdeki bir başka candır; bir özge candır.
Sensin beni benden ayıran, uzaklaştıran. Ben yokum, senin tecellin var. Vuslatının ağır yükünü kaldıramam ki. Önceleri sen vardın, şimdi ben yok oldum. Manevi dünyamda dostum daima sensin. Dış görünüşe değer verme bahsi ortadan kalktı artık. Gönül çok önceleri sana koştu, canım seninle gitti. Şimdiki canım Leylâ'ya değil, Mevlâ'ya yönelik. Bir'lik yolunda seninle olamam, yanarım.
Şimdi, gözümün nuru, gönlümün aydınlığı!..
Ben maskaralığa nam salmışım, bari sen bu yola girme. İçinden çıkma namus perdesinin. Mecnun olan benim; bana yaraşır delilik, kınanmışlık.
Şimdi git aşk töresini, aşıklık geleneğini, maşuk gidişatını bozma.
Git şimdi , Ey Vefalı! Açtırma kötü söz arayanların dudaklarını; sakız verme dedikodu arayanların ağızlarına. Beni aramaya çıktığını aleme bildirip deliliğine ferman yazdırma.
Kimse seni burda görmeden git. Ben ki varım; sen içimdesin, bunu bil!..
Leyla ile Mecnun'dan İskender Pala
22 Mayıs 2009 Cuma
19 Mayıs 2009 Salı
Bir gün, bir çiftçinin eşeği kuyuya düşer. Adam ne yapacağını düşünürken, hayvan saatlerce anırır. En sonunda çiftçi, hayvanın yaşlı olduğunu ve kuyunun da zaten kapanması gerektiğini düşünür ve eşeği çıkartmaya değmeyecegine karar verir.
Bütün komşuları yardıma çağırır.
Her biri, birer kürek alarak kuyuya toprak atmaya başlarlar. Eşek ne olduğunu farkedince, önce daha beter bağırmaya başlar. Sonra, herkesin şaşkınlığına, sesini keser.
Birkaç kürek toprak daha attiktan sonra, çiftçi kuyuya bakar. Gözlerine inanamaz. Eşek, sırtına düşen her kürek toprakla müthiş birşey yapmakta, toprağı aşağıya silkeleyerek yukarı çıkmasına basamak hazırlamaktadır.
Bir süre sonra, komşular toprak atmaya devam edince, herkesin şaşkınlığı altında eşek, kuyunun kenarından dışarı adım atıp, koşarak uzaklaşır!
Hayat üzerimize hep toprak atacaktır; her türlü pislik ile.
Kuyudan çıkmanın sırrı, bu pisliği silkeleyip bir adım yükselmektir.
Sıkıntılarımızın her biri bir adımdır. En derin kuyulardan bile yılmayarak, usanmayarak çıkabiliriz.
Silkelenin ve biraz yukarıya çıkın.
Alıntı

