Deyimlerin Aslı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Deyimlerin Aslı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Şubat 2009 Çarşamba

İKİ DİRHEM BİR ÇEKİRDEK

Giyim kuşamına özen göstermiş, şık ve süslü kıyafetleriyle dikkat çeken insanlar hakkında sık sık “iki dirhem bir çekirdek” sözü kullanılır. Bu yakıştırma, ağırlık ölçüsü olarak okkanın kullanıldığı eski devirlerden kalmadır. Belki biliyorsunuz, bir okka, bugünkü ölçülerle 1283 gram tutar. Okkanın dört yüzde birine, dirhem adı verilir. (Şimdiki gram ile aynı birim olduğunu sanarak gram diyecek yerde dirhem denilmesi hatalıdır.) Dirhem, daha ziyâde hassas terâziler için kullanılan bir ölçüdür. Ancak sarraflar, dirhemden daha hassas ölçümler için bir ağırlık birimi daha kullanırlar. Buna çekirdek denir ki toplam beş santigram karşılığıdır.
Eski devirlerin en kıymetli parası olan bir Osmanlı altını, toplam iki dirhem ve bir çekirdek ağırlığa sâhibdir. Bu durum da süslenmiş kimselere, iki dirhem bir çekirdek yakıştırmasın da bulunanlar, mecaz yoluyla onlara altın demiş olurlar ki pek zarif bir nüktedir.

Deyimlerin aslının ne olduğunu merak edenlere İskender Pala'nın İki Dirhem Bir Çekirdek kitabını öneriyorum. İçinde çok hoş deyim hikayeleri var. Keyifle okuyacağınızdan eminim.

PABUCU DAMA ATILMAK

Osmanlı Ahi teşkilatını duymuşsunuzdur. Şimdiki esnaf ve sanatkârlar derneği gibi o zamanın esnaf örgütüdür. İşte Ahiler ayıplı mal satan esnafın pabucunu cümle âlem görsün ve bilsin diye dama atarmış. O pabuç belli bir süre esnafın damında kalır ve esnaf bu şekilde teşhir edilirmiş.

23 Şubat 2009 Pazartesi

HALEP ORADAYSA, ARŞIN BURADA!

Vaktiyle, görgüsüzün biri kısa bir müddet Halep’te kalmış. Yurduna dönünce de yerli yersiz konuşmaya, “Ben Halep’te şöyle yaptım, böyle yaptım” gibi atıp tutmaya başlamış. Öyle ki övünmelerinden halka gınâ gelmiş. Günlerden birinde, köy odasında oturulurken söz cirit oyunundan, uzun atlamadan açılmış. Bizim övünme meraklısı dayanamayıp söze girmiş:

- Ben Halep’te iken on beş arşın atladım.

Sabrı tükenenlerden biri i‘tirâz etmiş:

- Yapma be iki gözüm, on beş arşın atlamak kim; sen kim?
- Canım ne var on beş arşında, atladım işte!

O sırada aralarında bulunan bir marangoz, malzemeleri arasındaki arşını çıkarıp ortaya koymuş:

- Halep oradaysa, arşın burada! Haydi atla da görelim?

O günden sonra palavracı her nerede bir kuru sıkı atsa, halk kendisine “Arşın burda!” demeye başlamış ve bu söz bir deyim olarak yaygınlaşmış. Bugün dahi, geçmişte yaptığı bir şey ile övünen; yahud yapmadığını yapmış gibi söyleyen insanlara, hâl-i hâzır şartlar altında da aynı başarıyı göstermesi arzusunu izhâr için söylenir.

21 Şubat 2009 Cumartesi

KAZIN AYAĞI ÖYLE DEĞİL

Halk, anlamını kavrayamadığı bazı yabancı kelimelere o kelimenin ses yapısına uygun yakıştırmalar yapar. Bu yakıştırmalar zamanla yaygınlaşır ve aslını unutturup onun yerine geçer. “Kazın ayağı öyle değil!” deyimi de böyledir. Deyimler Sözlüğü’nde bu deyime şöyle bir îzah yapılıyor: “Sen öyle düşünüyorsun ama yanılıyorsun.” İyi de, bu tanımla “kaz ayağı” arasındaki bağlantının mantığı ne? Hiçbir mantığı yok, yalnızca ses benzerliği...

Zamanla “kazın ayağı”na dönüşen ilk yakıştırma “kaz ayağı”dır ki, bunun aslı Arapça “kazâyâ” dır. Kazâyâ “kazıyye”nin çoğuludur. Kazıyye ise iş, konu, problem, dâvâ demektir. Deyimin aslı “Kazâyâ öyle değil!”dir ve “İşin, konunun aslı ya da mesele öyle sizin dediğiniz gibi değil!” demektir.