5 Ekim 2010 Salı
14 Eylül 2010 Salı
Hâfız-ı Şîrâzî (rh)
18 Mayıs 2009 Pazartesi
TAHRÎBÂT VE TA’MÎRÂT
Evet doğrudur. Bizim bir insana kısa bir zamanda anlattığımız İslâmî, îmânî hakîkatler 10 gr. bal gibidir. İnsanın İslâm’ı yaşamayan çevresinden dâimî bir şekilde ma’rûz kaldığı etkilenme ise 10 kg. sirke gibidir. Çevrenin olumsuz te’sîri bu güzel te’sîri yok etmese de yok hükmüne getirebilir. Bunun için, kendisini düzeltmek isteyen birisinin yapacağı ilk iş, arkadaş çevresini değiştirmek ve nasıl birisi olmak istiyorsa o tarz insanlarla arkadaşlık etmek olmalıdır.
7 Nisan 2009 Salı
Hâfız-ı Şîrâzî
4 Nisan 2009 Cumartesi
BEDBAHTLIK VE MUTLULUK
1- Geçmiş günahları unutmak; halbuki onlar Allah katında kayıtlara geçmiştir.
2- Geçmiş iyilikleri hatırlamak; halbuki onların kabul edilip edilmediği bilinmemektedir.
3- Dünyalık mal varlığı olarak, kendisini daha iyi durumda olan kimseyle kıyaslamak.
4- Dinî yaşantı olarak, kendisini daha aşağı seviyede olan kimseyle kıyaslamak.
Halbuki Allah, "Ben onu diledim fakat o beni dilemedi; bu yüzden ben de onu terkettim" buyurmaktadır.
Mutluluğun alâmeti de dörttür:
1- Geçmiş günahları hatırlamak
2- Geçmiş iyilikleri unutmak
3- Dinî yaşantı olarak, kendisini daha iyi durumda olan kimseyle kıyaslamak
4- Dünyalık mal varlığı olarak, kendisini daha aşağı durumda olan kimseyle kıyaslamak
1 Nisan 2009 Çarşamba
PRENS BİSMARK DİYOR Kİ:
Lâkin Muhammedîlerin (Müslümanların) Kur'ân'ı, bu kayıddan âzâdedir (bu kaydın dışındadır). Ben Kur'an'ı her cihetten tedkîk ettim, her kelimesinde büyük hikmetler gördüm. Sana muâsır bir vücûd (aynı asırda yaşayan birisi) olamadığımdan dolayı müteessirim yâ Muhammed(asm)!
13 Mart 2009 Cuma
DİNÎ DEYİMLER VE TERİMLER
- Azze ve Celle-: Aziz ve Celil olan Allah, her türlü saygıya lâyık yüce Allah.
- Celle celâluh-: Büyüklüğüne sınır olmayan.
- Celle şânuh-: Şanı yüce olan.
- Celle zikruh-: Kendinden bahsetmek şeref olan.
- Subhânehû-: Allah'ı noksan sıfatlardan tenzih ile tesbih ederim.
- Teâlâ-: Yüce olan, yücelikte dengi bulunmayan.
- Zül celâl-: Celâl sahibi, azametli, büyük.
- Zül kemal-: Kemal sahibi, en mükemmel.
10 Mart 2009 Salı
kul da Mevlâ aşkıyla yanmalı ki günahları dökülsün tek tek ve Mevlâ'ya yaklaşsın...
deniz
4 Mart 2009 Çarşamba
La-Tahzen / Üzülme

Karalanmış tahtaya yazı yazılmaz. Bil ki, Allah'ın bela vermesi ve seni ağlatması rahmet yazısı yazmak için gönül tahtanı temizlemesidir.
La-Tahzen / Üzülme
Yunus balık karnında pişti. Yunus tesbihle karaya çıktı. Sabretmek canın tesbihidir. Sabır sırattır, geçerken sızlanma, nasıl olsa yolun cennete çıkacak.
La-Tahzen / Üzülme
Dert; Allah'ı gizlice anmana vesile olacaksa tüm dünya malından yeğdir. Dertsiz dua soğuktur. Dertli dua gönülden, aşktan gelir. Sabır; sıkıntıların anahtarıdır.
La - Tahzen / Üzülme
Allah bizimle beraberdir.
Bunu okuduğumda o kadar rahatladım ki... Rabbimizin rahmetini, merhametini hissetmek kadar güzel ne olabilir ki dünyada? Ve O'nun sevgisini kazanmaktan daha yüce bir amaç var mıdır?
Son nefesimizi O'nun razı olduğu ve sevdiği kullar olduğumuzu bilerek verebilmek duasıyla... En Emin'e, en Rahman'a emanet olun...
deniz
3 Mart 2009 Salı
Suyun Hikayesi

Gelin suyun hikâyesine kulak verelim. Suyun sesinden kendi hakikatimizi seyredelim.
Bir su damlasıydık, insan olduk. Varlığımıza toprak gibi katılan suyu dinleyelim!
Berrak bir ayna olup âlemi içine alacak bir görüş olmak istiyorsak, suyu dinleyelim!
Kurumuş, kokuşmuş ruhlara can sunmak istiyorsak, suyu dinleyelim!
Gelin Mevlânâ’nın sesinden, suyun sadâsını dinleyelim! Onun mâcerasıyla yüce gönüllülerin sırrına erelim:
“Su yeryüzünü gezer dolaşır. Kirleri temizler, muhtaçları ve yetimleri besler, susuzluktan kuruyup kalmış olan susuzlara hayat bahşeder.
İşte, suyun mâcerasının dile gelişi gibi…
(Alıntı)
23 Şubat 2009 Pazartesi
BİR MISRA
(Kötü vâsıta ve vesîleler ile mükemmel neticeler elde edilemez.)
Lâ Edrî
21 Şubat 2009 Cumartesi
BİR HADÎS

“Sabahı doğan hiçbir gün ve şafağı kaybolan hiçbir gece yoktur ki, o gün ve o gecede iki melek karşılıklı olarak şu dört sözü konuşmasınlar:
Meleklerden biri: ‘Ne olaydı, şu mahlûkat hiç yaratılmayaydı’ der.
Diğeri: ‘Mâdemki yaratıldı, keşke niçin yaratıldıklarını bilseydiler’ der.
Öbürü: ‘Mâdemki niçin yaratıldıklarını bilemediler, hiç olmazsa bildikleri ile amel etseydiler’ der.
İhyâ-yı Ulumü’d-Din
Makam-ı Mahmud Nedir?
Peki, vereceği kesin olan böyle bir yüce makamı Allah'tan istememizin sırrı ne olabilir? Makam-ı Mahmûd bir uçtur, daldır, meyvedir. O ucu, dalı, meyveyi taşıyan ağaçta ise birçok hakikatler bulunmaktadır. O mânevi ağaçta Kıyamet var, haşir var, ebedî saadet var, Cennet var. O ucu, dalı, meyveyi isterken aynı zamanda bunları ihtiva eden kökü, gövdeyi ve dalları da istemiş oluyoruz. Fanî dünyanın yerini alacak; acıların, üzüntülerin, yoklukların yok olduğu Cennetin, ebedî saadetin gerçekleşebilmesi için ise bize de elbet bir kısım görevler düşüyor. O da dua ve ibadet.
Evet, biz Peygamberimize (a.s.m.) Makam-ı Mahmûd'un verilmesi için dua ederken aslında kendimiz, kendi mutluluğumuz için dilekte bulunmuş oluyoruz.
20 Şubat 2009 Cuma
Gönenli Mehmet Efendi
19 Şubat 2009 Perşembe
Hikem-i Atâiye
Ataullah İskenderî
Gerçekten de öyle. Biz insan olarak sahip olduğumuz akılla Kainatın Yaratıcısı'nın kararlarını asla sorgulayamayız (haşa). "Böyle olsa daha güzel olurdu, şu olmasaydı.."diyemeyiz.
Duada ısrarcı olmak lazım ama "O kadar istediğim halde neden olmuyor?" dememek gerek. Çünkü Allah bizim için en hayırlı olanı bilir.
14 Şubat 2009 Cumartesi
Ve yine kalbin daraldığında;
Ve yine bütün kapılar kapandığında;
Ve yine ne yapman gerektiğini bilemediğinde;
Uzun uzun düşün …
Ve hatırla Yaradanını !…
“Allah c.c kuluna kafi değil mi? “
(Zümer Suresi)

