21 Aralık 2008 Pazar

Tevâzu‘ ile gelsin, kimde erlik var ise;
Merdivenden iterler, yüksekten bakar ise.
Kim ki yüksekte gezer, er geç yolundan azar;
Dış yüzüne o sızar, içinde ne var ise.


Yûnus Emre

HZ. ALİ (RA)

İmâm-ı Şâfiî Hazretlerinin Hz. Ali’ye (ra) duyduğu hayranlığı dile getiren şöyle bir rivâyet vardır: Adamın biri Hz. Ali (ra) hakkında ileri geri konuşup şöyle dedi: “Hz. Ali (ra), kimseye aldırış etmediği için, insanlar ondan kaçmışlardır.” Bunun üzerine İmâm-ı Şâfiî (ra), şöyle dedi: “Hz. Ali’de dört haslet vardır ki, bu hasletlerden biri bile insana başkasına aldırış etmeme hakkını verir. Hz. Ali (ra), zâhid idi, zâhid dünyaya ve dünya ehline aldırış etmez. Hz. Ali (ra), âlim idi, âlim de kimseye aldırış etmez. Hz Ali (ra), kahraman idi, kahramanlar da kimseye aldırış etmez. Hz. Ali (ra), şerefli idi, şerefliler de kimseye aldırış etmez.”

DİL BİR YAYDIR

Dilin söylediği bir söz, yaydan fırlayan oka benzer. Atılan ok geri dönmez. İleriyi gören seli başından bağlar.
O coşkun sel, baştan bağlanılmadıysa, şüphesiz geçtiği yerleri harâb eyler.
Ey dil, sen hem tükenmez bir hazine, hem de devâsız bir derdsin.

Mevlânâ

Hoşca bak zâtına, kim zübde-i âlemsin sen,
Merdüm dîde-i ekvân olan âlemsin sen.

(Ey insan, kendini iyi tanı. Çünkü sen âlemin özüsün ve kâinâtın gözbebeği kıymetinde bir âlemsin.)

Şeyh Gālib


BİR ÖLÇÜ

Hz. Ömer (ra) bir grup sahâbeyle Şam’a teftîşe gidiyordu. Yolda Şam bölgesinde ciddî bir vebâ salgını olduğunu öğrendiler. İstişâre sonucu Şam’a uğramadan Medîne’ye geri dönmeye karar verdi. Halîfenin Şam’a gelmesini harâretle bekleyen Şam vâlisi Ebû Ubeyde bin Cerrâh (ra) bu karara üzüldü ve Hz. Ömer’e (ra): “Allah’ın kaderinden mi kaçıyorsun?” diye sordu. Hz. Ömer cevâben şu ma‘nîdâr cevabı verdi: “Ebû Ubeyde, keşke bu sözü senden başkası söyleseydi. Evet biz Allah’ın kaderinden yine Allah’ın kaderine kaçıyoruz.”

Buhârî

CİMRİ

Meşhur Cimri Paşa, atlar için arpa alınması gerektiğini söyleyen seyislerine kızar ve her seferinde “Lâ Havle” çekermiş. Bir gün atları dermansızlıktan yığılıp kalınca, hiddetle sormuş. “Atlarıma ne oldu?” Seyis cevabı yapıştırmış: - Ne olacak efendim, “Lâ Havle” yiye yiye “Ve Lâ Kuvvete” oldular. (kuvvetsizleştiler, yani öldüler).

20 Aralık 2008 Cumartesi

CENNETİ BEDÂVÂYA GETİRDİ

Necip Fâzıl vefat etmiş… Eyüp’te kabri başında vasiyeti okunuyor: “Şimdi sıra en büyük dileğimde: Her ferdin, herhangi bir kifâyet hesabına yanaşmaksızın benim kaza borcuma karşılık niyetiyle bir günlük (beş vakit) namazı kılması ve yine bir gün oruç tutması… Her ferdin en aşağı yüz tevhîd kelimesi okuyup sevabının mislini bana hediye etmesi… Yetmiş bine dolması lâzım…” Orada bulunanlardan Osman Yüksel Serdengeçti hem üzülüyor, hem ağlıyor, titriyor; hem de şu şekilde söyleniyor: “Helâl olsun be üstâd! Sonunda cenneti de bedâvâya getirdin!”

Kendi kendine ettiğin âdem
Bir araya gelse edemez âlem

(İnsanın kendi kendine ettiğini, âlem bir araya toplansa o insana edemez.)


İkinci Bâyezîd

İşbu söze Hak tanıktır. Bu can gövdeye konuktur.
Bir gün ola çıka gide. Kafesten kuş uçmuş gibi.

Yûnus Emre
Bütün dünya benim olsa, gamım bitmez nedendir bu?
Ezelden gam turâbıyla yoğrulmuş bir bedendir bu.

Yavuz Sultan Selîm Han
Bil kendini sen, Allah'ı bilmekse murâdın
Kim nefsine ârifse, odur ârif-i billâh.


(Allah'ı bilmek istiyorsan önce kendini bilmelisin. Kim kendi nefsini tanırsa Allah'ı da tanır.)


Lâ Edrî

Ârif isen bir gül yeter kokmağa
Câhil isen gir bahçeye yıkmağa.

Lâ Edrî
Amân lafzı senin ism-i şerîfinle müsâvîdir
Anın çün âşıkın zikri "amân"dır yâ Resûlallah

( "Amân" ile "Muhammed" isminin ebced karşılığı 92 eder. Bu yüzden "amân" diye zikreden âşık aslında "Muhammed" demektedir.)

Mechûl Âşık