19 Şubat 2009 Perşembe

Duandaki devam ve ısrara rağmen lütuf ve ihsan vaktinin gecikmesi üzülmene ve ümidini kesmene sebep olmasın. Çünkü duaya icabet, nefsin senin için seçtiği vakitte değil, Allah'ın senin için tercih ettiği zamanda tecelli ve tahakkuk edecektir.

Ataullah İskenderî

Gerçekten de öyle. Biz insan olarak sahip olduğumuz akılla Kainatın Yaratıcısı'nın kararlarını asla sorgulayamayız (haşa). "Böyle olsa daha güzel olurdu, şu olmasaydı.."diyemeyiz.
Duada ısrarcı olmak lazım ama "O kadar istediğim halde neden olmuyor?" dememek gerek. Çünkü Allah bizim için en hayırlı olanı bilir.

16 Şubat 2009 Pazartesi

Salih Memecan'ın karikatürü


Salih Memecan, CHP İstanbul belediye başkan adayı Kemal Kılıçdaroğlu'nun aday olduğu kentle ilgili yaptığı gaflardan (Kağıthane'ye Kağıttepe demek, Gültepe'yi ilçe sanmak, Levent'teki İETT arazisini Taksim'e taşımak gibi... ) esinlenerek bir karikatür çizmiş. Çok da hoş olmuş :)

Sanırım Başbakan'ın Kılıçdaroğlu hakkında "İstanbul'da adres bulamaz." sözüne katılmak gerekiyor :)

( bu akşam da yazasım geldi :) )

deniz

15 Şubat 2009 Pazar

Uçurtma Avcısı

Geçen hafta Khaled Hosseini'nin Uçurtma Avcısı (The Kite Runner) adlı kitabını bitirdim. Ve ağladım.
Beni bu kadar etkileyen bir kitap okuduğum nadirdir. Muhteşem diyebileceğim bir kitaptı. Sadakatin, "Senin için ... yaparım" demenin ne demek olduğunu anlatıyor.

Babasından istediği sevgiyi görememiş bir çocuğun duygu dünyasını tam olarak izleyebiliyorsunuz.

Ve kitabın ana fikri "There is a way to be good again."

Mutlaka ve mutlaka okumanızı önerdiğim bir kitap.
Kitap ayrıca sinemaya da uyarlanmış. Ben henüz izlemedim ama bence kitabı okumadan sinemasını izlemeyin.
Ve eğer bu kitabı benim tavsiyemle okursanız görüşlerinizi benimle de paylaşın.
Benim tavsiyemle okumamış olsanız da paylaşın :)

Gözlerinize sağlık...

deniz

14 Şubat 2009 Cumartesi


Güzeller çoksa da aşk tektir.
Aşk; şirk kabul etmez, tevhittir.
Cemal'in tezahür ettiği ayna, güzelliğin şiddetinden parçalanmış;
her parçaya güzellikten bir pay düşmüştür.
Bundandır şairin sevgiliyi birlerken:
"Suna dedimse sen, Leyla dedimse sensin" deyişi.

Aşktır ki, Gerisi Vesairedir...


Aşk derdiyle hoşem el çek ilacımdan tabib
Kılma derman kim helâkim zehr–i dermanındadır.
Fuzuli


Sevgili!..
Aşkın şiirini yazmak isterdim sana; sana aşkı şiir ile yazmak isterdim... Aşkı seninle tanımlamak ister, aşkı sende tanımak isterdim. Ay ikiye bölündüğünde yanında olmak, Uhud’da dişini avcuma almak isterdim.


Sevgili!..
Şimdi senden uzakta, aşk şudur diyebilsem eğer, son defa kendimi ve ilk defa okuyucumu kandırmış olacağım. Bildim dediğim bir aldanıştır çünkü o, duydum dediğim bir yanıştır.

Şimdi ayın, şın ve kaf’ları çıkardılar elifbe'lerden de sensizliğin mektebinde bir sabra mıhladılar bizi elif’lerle he’lerden. Sensizlikte hasretin hüzzamlarını öğrendik kucak kucak, ve aşkın nihavent saltanatını arar olduk köşe bucak. Bildiğimizi sandıkça yandık da yolunda, yolunda yandığımızı sandıkça bildik sonunda. Aşkın gerçeği değildi bildiğimiz, ama aşkın ateşiydi yandığımız. Artık şüphedeyiz, canları yâre ulaştıran bir sel miydi aşk, şekeri güzele sunup ağuyu kalbe bulaştıran bir el miydi!.. Sana varacak yolların çilesi miydi; tutkular ötesi tutkunun zirvesi, hasretle yanışların sesi miydi!..

Her şey sen olsun şu dünyada ve olmasın sen olmayan dünya da.

İskender Pala
Ve sen yine denendiğinde;
Ve yine kalbin daraldığında;
Ve yine bütün kapılar kapandığında;
Ve yine ne yapman gerektiğini bilemediğinde;
Uzun uzun düşün …
Ve hatırla Yaradanını !…
“Allah c.c kuluna kafi değil mi? “

(Zümer Suresi)

11 Şubat 2009 Çarşamba

CÂN VEYA CÂNÂN

Cânân ise matlûb, cândan tamaı kes,
Matlûb ise cân, ümîdi cânândan kes…

(İstediğin cânân ise kendini sevmeyi bırak. Eğer kendini seviyorsan, sevdiğinden ümîdi kes.)

Fuzûlî

2 Şubat 2009 Pazartesi

BİZ SENİ UYANIK BİLİRDİK

İstanbul’da kenar semtlerden birinde oturan yaşlı bir kadın, zamanın padişahı Kanunî Sultan Süleyman Han’ın huzûruna çıkmak istediğini saraydaki görevlilere bildirmiş. Bunun üzerine Sultanın karşısına çıkarılmıştı. Yaşlı kadın, evinin soyulduğunu ve bu olaydan padişahın sorumlu olduğunu söyleyerek, şikâyette bulunur. Bunun üzerine hiddetlenen Kanunî:
- Bana bak kadın, sen niçin bu kadar derin uyku uyudun da evinin soyulduğunu duymadın? deyince, yaşlı kadın:
- Padişahım! Kusura bakma, biz seni uyanık bilirdik, onun için evimizde rahat uyuyorduk, der. Bu cevap üzerine Kanunî utanarak:
- Haklısınız diyerek, kadının çalınan mallarının bedelini kendi malından öder.
Dikenden gül bitiren, kışı da bahar hâline döndürür.

Mevlânâ (rh)

24 Ocak 2009 Cumartesi

Yâ İlâhenâ! Senin Peygamberin, Hz. Muhammed (asm) senden hayır nâmına her ne dilemiş ise, biz de istiyoruz. Bize de ihsan eyle. Ve Senin Peygamberin Hz. Muhammed (asm) hangi şeyden sana sığınmış ise, biz de ondan sana sığınıyoruz. Bizi de muhâfaza eyle!

AMİN

20 Ocak 2009 Salı

Biz bir harâmı işlememek için, kırk tane helâli terkederdik.

Hz. Ebûbekir (ra)

17 Ocak 2009 Cumartesi

Yâ İlâhî! Bize îmânı sevdir ve kalblerimizi onunla süsle! Küfrü, yoldan sapmayı ve isyânı bize kötü göster ve bizi doğru yolda bulunanlardan eyle!


AMİN

9 Ocak 2009 Cuma

Bir Leyla düşlemesidir aşk...


Bir Leyla düşlemesidir aşk. Yanmaktır bir gülün kırmızısında, türküler yakmaktır sevgiliye. Gün batımlarında tutulan sevdaları gün doğumlarında aramanın adıdır aşk. Seherlerde bülbülün yanık nağmelerinde gül hasreti çekmektir; güle rengini veren, yüreğini veren bülbül olmaktır aşk.
Ve biz şimdi büyüsü kaybolmuş zamanlarda aşkın peşine düştük. Pazar pazar gezinen Zeliha olduk aşkımıza bir Yusuf bulmak için. Yusuf, esrarını gizleyen ebedi iffetti.
Mecnun'a özendik sevdamızı bir Leyla'ya yüklemek için. Leyla bir ışıktı, ab-ı hayattı aşkı filizlendiren.
Ferhat olup Şirin'ler hatırına gönül kazmasını yamaç yüreklere vurmak istedik. Şirin, gönül aynasında aşkı büyüten bir suretti.
Bitmeyen özlemler büyütüyoruz bağrımızda. Leyla'ya, Şirin'e, Aslı'ya adadığımız yüreklerimiz vardır. Suretten öte aradığımız bir yâr vardır. Yârin adıyla yan yana bilinsin istediğimiz adlarımız vardır.
"Aşk" ile "ilgi duyma"nın karıştırıldığı bir dönemde yaşıyoruz. Artık güllerimiz Leyla kokmuyor, sevda kokmuyor. Aşkın ilk basamağına dahi çıkamadık. Tutkulara takılıp kaldık. Dergâha gelen delikanlıya şeyhin "Sen git, âşık ol da gel, aşkı bil de gel!" dediği kadar dahi olsa, yüreklerimize işleyemedik aşk nakışını. Gönül toprağına atamadık aşk tohumunu. Nadasa bırakılmış yüreklerimize bir Leyla tohumu düşmedi.
Biz ölümsüz ve günahsız aşklara değil, günübirlik sevdalara takılıp kaldık. Cismaniyetin ağında ateş böceklerini yıldız sayanlar gibi, tutkuları aşk sandık. Talihsiz yanılgılarla yanlış ateşlerde yandı ruhumuz.
Sonu "kaf"la biten, "aşk"ta kalb vardır. Kaf, kalbidir aşkın. Aşkın kalbini çıkarıp aldığınızda geriye "aş" (k) kalır, ceset kalır, madde kalır.
Mecnun'un aşkına özenip de yürüdüğümüz yollar, çöl değil. Oysa aşk, çölde haz verir insana. Kalb, çöl yanmışlığında kanıyorsa aşk vardır. Aşk, yanmışlıkla daha bir lezzet verir aşığa. Susuzluktan çatlayan dudaklardan dökülen Leyla adı, cânân adı, can verir ölür ruhlara. Çölde ceylanların sürmeli gözlerinde Leyla'yı görenler, aşka uyanır seherlerde. Ve aşkın büyüsü örülür seherlerde. Toprak öperken alınlarımızdan, aslında Leyla'dır buseler konduran.
Bizim seherlerimizde ceylanlar yok artık. Biz seherlerimizi uykulara feda ettik, göremiyoruz Leyla bakışlı ceylanları. Üstümüze güneşler doğar oldu. Geceler boyu yıldızlarla söyleşip de onlara elveda diyemedik gün doğumlarında. Biz, ceylanların gözlerini öpemedik, bu gözler Leyla'nın gözlerine benziyor diye. Uykulara feda ettiğimiz seherlere ağlayamadık. Leylasızlığa akmadı göz yaşlarımız.
Biz sevemedik yaratılanı Yaratan'dan ötürü. Yunus mektebinde diz çöküp okuyamadık aşk kitabını.
Oysa, varlığın özünde sevda hamuru vardı. O hamuru besleyen aşkın pişmanlık gözyaşı vardı. Adem ile Havva'dan dökülen. Şimdi ezeli pişmanlıklara değil, günübirlik sancılara akar oldu gözyaşlarımız.
En sevgiliye iltifatlar vardı sevgililer sevgilisinden, "Ben sana âşık olmuşam ey şerif!" hitabının tatlı sıcaklığı vardı. "Levlake..." hitabıyla başlayan bin bir renkte iltifatlar vardı. Âşık ile mâşûkun ezelde yazılı, göklerde yan yana asılı adı vardı.
Aşk medeniyetinin sevda pazarında, gönlümüzü bir Leyla'ya, son Leyla'ya, en Leyla'ya sunmanın hesabındayız. Yere göğe sığmayan Sevgililer Sevgilisini gönül Kâbe'sinde misafir etmenin telaşındayız. Misafirlikler bir olmak içindir, tek olmak içindir.Tıpkı kapısına gelen âşıkına seslenen sevgilinin tek olma hayali gibi.
"Kimsin?" diye seslenir kapısını çalana. Aşka tutulan âşık "benim" der. Ve tekrar seslenir sevgili. "Burada iki kişiye yer yok. Gönlüm teki arzular." Tekrar kapının tokmağına dokunan ve ısrarından vazgeçmeyen âşık, benlik libasından sıyrılır. "Sen'im" der. Vahdete adım atar, bırakır ikiliği, küfrü bırakır, çokluğu bırakır. Sevdiğinde fânî olur. Aşkın bekâsını bulur.
Ebedî aşkı arzulayanlar, sevdiğinde fânî olup ölümsüzlüğe kucak açanlardır.
Ve sevenlerin dilinde sevilenlerin adı bayraklaşır. Dillerde hep Leyla kitabı okunur. Kulağa gelen her nağmede Leyla, esen her rüzgârda Leyla... Buram buram hep Leyla... Kuşların ötüşünde, güllerin kan kırmızı kıvrımlarında, göğün mavisinde, ağacın yeşilinde hep Leyla vardır. Yağmur damlaları vuslata koşar, düşer toprağa. Toprak, Leyla'sıdır yağmurun; toprağın Leyla'sı yağmur...
Mecnun'a adını sorarlar, Leyla der. Geldiği yeri sorarlar, gideceği yeri sorarlar yine Leyla, hep Leyla der. Hep aşk...
Gönlünü Leyla'ya kaptırmışların şafaklarında, güneşin ışıldayan çehresinde gamzeli tebessümler saklıdır. Dağların doruklarında hiç kaybolmayan beyazlıklar, Leyla'nın yüreğe serinlikler bahşeden sevdasıdır. Aşk, kar beyazı vefalar saklar bağrında.
Yüreğine yasak koyanlar, vefalara bezenmiş aşklarında ölümsüzlüğün kapılarını aralar. Gecenin mavi karanlığında yıldızlardan taç yapan âşıklar. Leyla durağında sevda yağmurlarıyla ıslanırlar.
"Cennet gözlüm" dediğimiz ve yarım kalmış yanımızı tamamlayan sevgiliyi alıp da yanımıza...
"Sen ey cenneti müjdeleyen Sevgili, Sevgilim!" deyip düşüp de peşine, tutunup da eteğine aradık mı hiç gecenin ve gündüzün Leylasını? Sevdanın ve Leyla'nın aşkına kaç gün doğumlarını sancıyla yaşadık? Gün batımlarında kaybettiğimiz Leyla'yı bir gülün kırmızısında bir bülbülün feryadında aradık mı hiç? Leyla'dan başkasını görmez oldu mu gözlerimiz?
Yanıklığıyla ve ceylanlarıyla kendisini aşka çağıran çöldedir Mecnun. Dolaşır bir baştan bir başa. Yüreğinden aşka ırmaklar akar çöl kumlarında. Gönlünü avutur. Dolaştığı günlerden bir gün... Fark edemez namaz kılan bir dervişin önünden geçtiğini. Leyla'dan başkasını görmeye yasaklı gözleriyle göremez, namaz kılan dervişi. Namaz biter. Kırk yıllık bekleyiş yükünü bilen derviş kızar Mecnun'a. Özür kuşanmış kelimelerin ardından, paslı vicdanlara bir hançer gibi, saplanan sözler dökülür Leyla kitabı okuyan dudaklardan. "Kusura bakma derviş baba, ben Leyla'nın aşkından seni göremedim. Ya sen, huzurunda bulunduğun Mevla'nın aşkından beni nasıl gördün?"
Aşk yanılgısıyla avunan yürekler sıtmaya tutulur. Yeni bir sevdanın, ezelî ve ebedî Leyla'nın eşiğinde aşka uyanır canlar, Leyla'ya uyanır. Vuslat kokan düşler Leyla'ya uzanır.

Alıntı