23 Şubat 2009 Pazartesi

HALEP ORADAYSA, ARŞIN BURADA!

Vaktiyle, görgüsüzün biri kısa bir müddet Halep’te kalmış. Yurduna dönünce de yerli yersiz konuşmaya, “Ben Halep’te şöyle yaptım, böyle yaptım” gibi atıp tutmaya başlamış. Öyle ki övünmelerinden halka gınâ gelmiş. Günlerden birinde, köy odasında oturulurken söz cirit oyunundan, uzun atlamadan açılmış. Bizim övünme meraklısı dayanamayıp söze girmiş:

- Ben Halep’te iken on beş arşın atladım.

Sabrı tükenenlerden biri i‘tirâz etmiş:

- Yapma be iki gözüm, on beş arşın atlamak kim; sen kim?
- Canım ne var on beş arşında, atladım işte!

O sırada aralarında bulunan bir marangoz, malzemeleri arasındaki arşını çıkarıp ortaya koymuş:

- Halep oradaysa, arşın burada! Haydi atla da görelim?

O günden sonra palavracı her nerede bir kuru sıkı atsa, halk kendisine “Arşın burda!” demeye başlamış ve bu söz bir deyim olarak yaygınlaşmış. Bugün dahi, geçmişte yaptığı bir şey ile övünen; yahud yapmadığını yapmış gibi söyleyen insanlara, hâl-i hâzır şartlar altında da aynı başarıyı göstermesi arzusunu izhâr için söylenir.

21 Şubat 2009 Cumartesi

BİR HADÎS


Kalplerin Sevgilisi (a.s.m.) şöyle buyurdular:
“Sabahı doğan hiçbir gün ve şafağı kaybolan hiçbir gece yoktur ki, o gün ve o gecede iki melek karşılıklı olarak şu dört sözü konuşmasınlar:
Meleklerden biri: ‘Ne olaydı, şu mahlûkat hiç yaratılmayaydı’ der.
Diğeri: ‘Mâdemki yaratıldı, keşke niçin yaratıldıklarını bilseydiler’ der.
Öbürü: ‘Mâdemki niçin yaratıldıklarını bilemediler, hiç olmazsa bildikleri ile amel etseydiler’ der.
Diğeri: ‘Mâdemki bildikleri ile amel etmediler, keşke yaptıklarına tevbe etseydiler’ der.”

İhyâ-yı Ulumü’d-Din

Makam-ı Mahmud Nedir?

Vesîle duasında geçen Makam-ı Mahmûd tabiri şefaat-i uzma, yani Peygamberimizin (a.s.m.) ümmetine yapacağı en büyük şefaat makamı anlamına gelir. Cenab-ı Hak Resûlüne madem Makam-ı Mahmûd'u vaadetmiştir; elbette vercektir. Nitekim, "Şüphe yok ki Rabbin seni bir Makam-ı Mahmûd'a gönderecektir." âyeti bunu ifade eder.

Peki, vereceği kesin olan böyle bir yüce makamı Allah'tan istememizin sırrı ne olabilir? Makam-ı Mahmûd bir uçtur, daldır, meyvedir. O ucu, dalı, meyveyi taşıyan ağaçta ise birçok hakikatler bulunmaktadır. O mânevi ağaçta Kıyamet var, haşir var, ebedî saadet var, Cennet var. O ucu, dalı, meyveyi isterken aynı zamanda bunları ihtiva eden kökü, gövdeyi ve dalları da istemiş oluyoruz. Fanî dünyanın yerini alacak; acıların, üzüntülerin, yoklukların yok olduğu Cennetin, ebedî saadetin gerçekleşebilmesi için ise bize de elbet bir kısım görevler düşüyor. O da dua ve ibadet.

Evet, biz Peygamberimize (a.s.m.) Makam-ı Mahmûd'un verilmesi için dua ederken aslında kendimiz, kendi mutluluğumuz için dilekte bulunmuş oluyoruz.

KAZIN AYAĞI ÖYLE DEĞİL

Halk, anlamını kavrayamadığı bazı yabancı kelimelere o kelimenin ses yapısına uygun yakıştırmalar yapar. Bu yakıştırmalar zamanla yaygınlaşır ve aslını unutturup onun yerine geçer. “Kazın ayağı öyle değil!” deyimi de böyledir. Deyimler Sözlüğü’nde bu deyime şöyle bir îzah yapılıyor: “Sen öyle düşünüyorsun ama yanılıyorsun.” İyi de, bu tanımla “kaz ayağı” arasındaki bağlantının mantığı ne? Hiçbir mantığı yok, yalnızca ses benzerliği...

Zamanla “kazın ayağı”na dönüşen ilk yakıştırma “kaz ayağı”dır ki, bunun aslı Arapça “kazâyâ” dır. Kazâyâ “kazıyye”nin çoğuludur. Kazıyye ise iş, konu, problem, dâvâ demektir. Deyimin aslı “Kazâyâ öyle değil!”dir ve “İşin, konunun aslı ya da mesele öyle sizin dediğiniz gibi değil!” demektir.
Gehî vuslatta âşık, gâh mehcûr
Bu dünyadır gehî mâtem, gehî sûr

(Âşık bazen vuslattadır, bazen ayrılıkta... Dünya derler buna; bazen ölüm, bazen düğün(ayrılık olunca ölüm, vuslat olunca düğün)...)

Bakî
İnsanlar söylediklerinizi ya da yaptıklarınızı unutur, ama onlara neler hissettirdiğinizi asla unutmaz.

Maya Angelou

20 Şubat 2009 Cuma

Hayatta ne öğrendiysem futboldan öğrendim. Çünkü top hiç bir zaman beklediğim köşeden gelmedi.

Albert Camus

Edeb

Büyüklerimiz hep "Eline, diline, beline hakim ol" derler. Hatta rahmetli Barış Abimizin "El Salla" şarkısında da geçer bu kelimeler.
Kimseden çalma,
Sözlerini düşünerek söyle,
Kimsenin namusuna el uzatma.

Kısaca "Edebli ol".
Edeb kelimesini de aslında dikkat etmemiz gereken bu üç şeyin baş harfleri oluşturuyormuş:
E("E"line)D("D"iline)eB("B"eline)
Nasıl ki, boş vakit bulunca, telefonla oğlunu, kızını, ahbabını ararsın; Rabbini de her vakit ara.

Gönenli Mehmet Efendi

Kıl Beni Ey Namaz


Kıl Beni Ey Namaz
Çöllerden Topla Hücrelerimi
Rahmetinin Vahasında Ağırla Bu Yitik Kalbi

Kıl Beni Ey Namaz
Secdede Ruhumu Yeniden Fısılda Bana
Şahdamarı Yakınlığından Emzir Bu Puslu Bedeni

Kıl Beni Ey Namaz
Küçülsün Dağlar
Denizler Taşsın
Dağılsın Kalabalıklar
Rüku Rüku Doğrult Eğriliklerimi

Kıl Beni Ey Namaz
İkiye Bölünsün Kalbim
Ortasından Çatlasın Kıblenin Şakağında
Sevginden İşaret Parmağı Değsin Yeter Ki Göğsüme

Kıl Beni Ey Namaz
Topla Sevdalarımı Kırık Aynaların Çatlaklarından
Ömrüme İlikle Sevinçlerimi
Firuze Düşler Düşür Alnımın Şafağına

Kıl Beni Ey Namaz
Tenim İbrahim Gibi Ateşe Düşmüşken
Uzak Tut Nefsimin Nemrudundan Beni
Gül Kokulu Serinlikler Yağdır Yüreğime

Göznurum Ey
Canım Namaz
Kıl Beni Ey
Ömrüm Namaz
Secdene Al Beni De
Gül Değdir Gönlüme
Aşkına Yaz Beni De
Yarim Namaz

Kıl Beni Ey Namaz
Günahın, İsyanın, Nisyanın Kuytusunda Büyüttüğüm
Pişmanlığımın Yüzünü Yerden Kaldır
Utandırma Beni
Al Karanlıklarımı
Gözbebeğinde Yıka

Kıl Beni Ey Namaz
İnsan Kıl Beni
Doğru Kıl
Duru Kıl
Diri Kıl Beni
İnsan Kıl Bu Bedeni

Ah, Alnımı Dayadığım Secdegahıma Kim Serpti Bu İncileri Kim
Kim Bu Dua Hammalı Ellerimin Yüküne Ortak Kim
Ah, Ziyankar-i çarık
Ah, Namütenahim Kavrayışın Yolcusu
Ah, içimde Biriktirdiğim Yalnızlığın Seyrüsefer Gölgesi Ah..

Gitmek, Gidememektir Kendimden
Amentünün Arasatında Bir Tedirginim Ben
Aklımın Köşe Bucak İlticaları Sevgilide Kaldı
Hangi Gaflete Büründü Ki Ellerim
Sızlatıyor Dokunduğu Tenleri Ah..

Haydi Felaha
Haydi Felaha
Haydi Namaza
Haydi Kurtuluşa

Göznurum Ey
Canim Namaz
Kıl Beni Ey Ömrüm Namaz
Secdene Al Beni De
Gül Değdir Gönlüme
Aşkına Yaz Beni De
Yarim Namaz

Senai Demirci





19 Şubat 2009 Perşembe


...Allah-ü Teala yeryüzünü sadef gibi yaratmıştır ki onun içine konan inci, Adem A.S. ve evladıdır. Sonra Allah-ü Teala onların çeşitli ihtiyaçlarını bilmiş ve sanki Adem A.S. ile çocuklarına hitaben şöyle buyurmuştur:

"Ey Adem! Ben seni, anne gibi olan bu topraktan başkasına muhtaç etmeyeceğim. Bak gör ki ey kulum! Sence en kıymetli eşya; altın ve gümüştür. Ben yeri altın ve gümüşten yaratsaydım, bu faydalar ondan elde edilebilir miydi?
Sonra Ben, zindan olan bu dünyada bu kadar nimetler yarattımsa, ya cennetteki hal nice olur? Velhasıl, yer senin annendir, hatta sana annenden daha şefkatlidir. Çünkü annen sana tek çeşit süt içirmekte, toprak ise sana türlü türlü yemekler yedirmektedir. <<
Sizi topraktan yarattık, tekrar ona döndüreceğiz. (Taha / 55) >> kavl-i şerifinin hükmünce Biz sizi annenize iade edeceğiz. Bu ise bir tehdit sayılmaz. Çünkü kişi annesiyle korkutulmaz. Senin annenin karnında durduğun mekanın, toprakta duracağın mezarından daha dardı. Sen annenin karnında 9 ay kaldın da ne açlık ne de susuzluk çektin. Ya büyük annenin karnına girince neden rahatsız olasın?
Fakat bunun şartı; büyük annenin karnına küçük annenin karnında olduğun hal üzere girmendir. Çünkü sen; küçük annenin karnında bulunuyorken büyük günah şöyle dursun, zellen bile yoktu. Bilakis Allah-ü Teala'ya o derece itaatliydin ki seni dünyaya çıkmaya bir defa davet ettiğinde, Rabbine icabeten başınla çıktın.
Bugün ise seni 70 kere namaza çağırıyor da ayağınla bile icabet etmiyorsun!"

[Fahrürrazi, Mefatihu'l-gayb, 2/101]

Ahirette Rabbimizin bu hitabıyla karşı karşıya kalmayacak müminlerden olabilmek temennisiyle...

Hayırlı cumalar...

Bir Vav Hikayesi

Hafız Osman fırtınalı bir günde dolmuş kayıkla Beşiktaş’a geçecektir. Bir kayığa biner. Yol bitmek üzereyken kayıkçı ücretleri ister. Fakat Hafız Osman o gün aceleyle çıktığı için yanına para almayı unutmuştur. Kayıkçıya, “Efendi, yanımda param yok, ben sana bir “vav” yazayım, bunu sahaflara götür karşılığını alırsın” der. Kayıkçı yüzünü ekşitip söylenerek yazıyı alır.

Bir müddet sonra kayıkçının yolu sahaflar tarafına düşer. Bakar ki yazılar, levhalar iyi fiyatlarla alınıp satılıyor. Cebindeki yazıyı hatırlar ve götürür satıcıya. Satıcı yazıyı alır almaz “Hafız Osman vav’ı” diyerek açık artırmaya başlar. Sonuçta iyi bir fiyata “vav”ı satar kayıkçı. Kayıkçı bir haftalık kazancından daha fazlasını bu “vav” ile kazanmıştır.

Bir gün Hafız Osman yine karşıya geçecektir ve yine aynı kayıkçıyla karşılaşmıştır. Yol bitmek üzereyken yine ücretler toplanır. Hafız Osman da yol ücretini uzatır kayıkçıya. Kayıkçı “Efendi para istemez, sen bir “vav” yazıver yeter” der. Hafız Osman gülümseyerek der ki; “Efendi o “vav” her zaman yazılmaz.”

Nusret Duası


Ey bütün kötülüklerden, maddi ve manevi bütün ayıplardan münezzeh, pak ve temiz olan Kuddüs! ve ey necis ve kirli şeylerden ve noksan sıfatlardan müberra olan Tahir! (bizi de bütün kötülüklerden muhafaza eyle)
Umum mahlukatından O’na sözleriyle denk gelecek kimse yoktur. (hüküm ancak O’nundur.) Ya İlahena! düşmanlarımızın bize galebe etmesinden ve bize üstünlük sağlayarak hakkımızda şamata yapmalarından sana sığınırız.
Ey Rahmet olarak üzerimize Kuran’ı indiren.. ve bulutları gezdiren.. ve düşman birliklerini hezimete uğratan Rabbimiz! o düşmanlarımızı perişan eyle.. ve onlara karşı bize yardım et.

Amin.