23 Mart 2009 Pazartesi

MECNUN VE DERVİŞ

Yanıklığıyla ve ceylanlarıyla kendini aşka çağıran çöldedir Mecnun. Dolaşır bir baştan başa. Yüreğinden aşka ırmaklar akar çöl kumlarında. Gönlünü avutur. Dolaştığı günlerden bir gün fark edemez namaz kılan bir dervişin önünden geçtiğini. Leyla'dan başkasını görmeye yasaklı gözleriyle göremez namaz kılan dervişi. Namaz biter. Derviş kızar Mecnun'a. Özür kuşanmış kelimelerin ardından, paslı vicdanlara bir hançer gibi saplanan sözler dökülür Leyla kitabı okuyan dudaklardan

'Kusura bakma derviş baba, ben Leyla'nın aşkından seni göremedim. Ya sen, huzurunda bulunduğun Mevla'nın aşkından beni nasıl gördün?'

Yaptığımız ibadetlerin içini doldurabilmek duasıyla...

19 Mart 2009 Perşembe



Bazen, ne yangınına su bulabilirsin, ne üşümelerine sıcak bir avuç.
Ne yalnızlığına çaredir kalabalıklar, ne korkularına huzurdur sözler...
Bir O anlar, bir O yardım eder!
Diğerleri O'nun akisleridir.
O isterse dağları düze çeviri, isterse çöllere bahar getirir...
Bildiğimiz, hissettiğimiz ve umudumuz bir tek O ve sonsuz kudreti.
Belki de aciz ve umarsız benliğimiz O yaşatıyor diye umutlu olmalı.
O zaman verdi diye minnettar olmalı, yoksa ne mecali ne yüzü olmamalı.
Cumanız mübarek olsun...

16 Mart 2009 Pazartesi

Kimsesiz hiç kimse yok, her kimsenin var kimsesi
Kimsesiz kaldım yetiş ey Kimsesizler Kimsesi.

Ruşenî

15 Mart 2009 Pazar

Dost bi-perva felek bi-rahm devran bi-sükun
Derd çok, hem-derd yok, düşman kavi, tali zebun.

(Dost pervasız, felek acımasız, dünya karışık.
Dert çok, derdi paylaşacak yok, düşman güçlü, talih ise güçsüz)

Fuzuli

13 Mart 2009 Cuma

DİNÎ DEYİMLER VE TERİMLER

Sözlerimizi süsleyen, her zaman kullandığımız bir takım dînî deyimler ve terimler vardır ki, kavram olarak biliriz de, "Bunun anlamı nedir?" diye sorulduğunda çoğumuz cevap vermekte zorlanırız. Allah Teâlâ Hazretleri mü'minlerin vasıfları arasında "Allah'ın ası anıldığında kalplerin ürpermesi" özelliğini de saymaktadır.(el-Enfal(8), 2) Kalp sevgi ve saygı ile ürperir, tercümanı sayılan dil bu saygı ve sevginin meydana getirdiği ürperişi tâzimli lafızlarla ifade eder. Bu deyimlerden Allah Teâlâ için kullandıklarımız şöyle:

- Azze ve Celle-: Aziz ve Celil olan Allah, her türlü saygıya lâyık yüce Allah.

- Celle celâluh-: Büyüklüğüne sınır olmayan.

- Celle şânuh-: Şanı yüce olan.

- Celle zikruh-: Kendinden bahsetmek şeref olan.

- Subhânehû-: Allah'ı noksan sıfatlardan tenzih ile tesbih ederim.

- Teâlâ-: Yüce olan, yücelikte dengi bulunmayan.

- Zül celâl-: Celâl sahibi, azametli, büyük.

- Zül kemal-: Kemal sahibi, en mükemmel.

12 Mart 2009 Perşembe

Lâ tahzen...

Üzülme!
Üzülebiliyorsan bir kalbin var demektir. Kalpsizler üzül(e)mezler ki. Ne mutlu sana ki, üzülebiliyorsun. Dokunan var demek ki kalbine. Ya dokunulmasaydı kalbine. Ya hüznün gönül toprağını karmasına izin verilmeseydi. Demek ki gözden çıkarılmadın. Demek ki sen hâlâ bir umut tarlasısın.

Üzülme!
Üzülüyorsan, Biri var ki cılız varlığını düştüğü çamurdan kaldırmak istiyor. Onun için dokunuyor kalbine. Kıymetini bil ki, üzmeye değer görüyor seni. Hüzünlerin kalbinin toprağını allak bullak ediyorsa, sen ekilmeye layık bir topraksın demektir. Kaygıların vuruşuyla tuz buz oluyorsa taş katılığında büyüttüğün güvencelerin, yarılan göğsüne umut fidanları dikiliyor demektir.


Üzülme!
Yüzün yerde geziyorsan, ellerin boynuna sarılı ise, içini ısıtacak haberlerin mürekkebi damlıyor olmalı ömrünün defterine. Kar yağıyorsa güvendiğin dağlara, yarının ovalarında rengârenk çiçeklerin olacak demektir. Hırçın fırtınalar sarsıyorsa sevinçlerinin zirvesini, rüzgârlar dövüyorsa umudunun yamaçlarını, bir yüce dağsın sen demek ki, az bekle, eteğinden serin pınarlar akmaya başlayacak demek ki...


Üzülme!
Üzülüyorsan, şımaramazsın. Kibrin kirli tuzağına düşemezsin. Kendini beğenmişliğin çamuruna dolaşmaz ayakların. Uzak geçersin isyanlı yollardan. Heveslerinin ardı sıra düşüp nisyan uçurumlarının başına sürüklenmezsin. Seni Biri yakınlığına çağırıyor demek ki... Gözden çıkarmamış olmalı seni.


Üzülme!
Üzülüyorsan, bir kutlu teselli kapısının önünde bekletiliyorsun demektir. Gözlerini kaldır vefasız dünyanın eşiğinden. Gönlünün elinden çıkar sebeplerin boş avuntularını. Umudunu kes sahte doymalardan. Yüreğini küstür coşkulardan. Kapı açıldı açılıyor demektir.


Üzülme!
Üzülüyorsan, kaybedeceğin bir şeyler var demek ki... Kaybedeceği bir şeyi olanlar çoktan kazanmışlardır. Eline geçmeyenleri saymakla tüketme nefesini, elindekileri saymaya başla. Hepsini saysan bile, nefesini saymaya nefesin yetmeyecek demektir. Bak işte zenginsin.


Üzülme!
Seni bir "İşiten" var. Seni senin kendini bile sevmenden önce O sevdi seni. Senin kendini bile bilmediğin unutuş kuyularından çekip çıkardı seni. Çektiğin acılara habire meşgul çalan telefonlar gibi kör ve sağır değil O. Yüreğinin her yangınına O yetişiyor. Ayrılıklarına ve sıkıntılarına metal soğukluğundaki plazalar gibi umursamaz değil O. Yitirdiklerinin hepsini sana iade edeceğine söz veriyor. Sevdalarına ve özlemlerine çok seçenekli sınav kâğıtları gibi tatsız ve tuzsuz formüller sunmuyor. Seni herkesten çok anlıyor, seni senin kendini düşündüğünden çok düşünüyor. Gözyaşlarınla imzalayasın istiyor yakarışlarını. Bir ebedî çerçevenin içinde, gösterişsiz bir kullukla fotoğraflamak istiyor seni. Dağılıp giden ömür kırıntılarının arasından sıcacık bir kardelen ümidi devşiresin istiyor. Keyfinin çatlak kabuklarının arasından sonsuz teselli pınarları akıtmak istiyor.


Üzülme!
Varlığının tenine çiziktir her hüzün. Varlığından haber verir üzüntün. Hatırlar mısın, bir zamanlar hatırlanmaya değer bir şey bile değildin? Hiç umursanmadan çöpe atılabilecek kirli bir su iken sen, yüzüne bir tek O baktı. Kimselerin arayıp sormadığı, önemseyip adını bir kenara yazmadığı o günlerde, senin adını ilk O andı. Hatırını bildi. Seni yanına aldı. Hep yanında oldu. Sen seni unutup da başını yastığa koyduğunda bile, seni her defasında sabaha çıkardı. Sen Onu defalarca unuttun ama O seni asla unutmadı.


Üzülme!
O'nun en sevdiği kulu da yalnız kaldı. Taşlandı. Sürüldü. Yaralandı. Aç susuz kaldı. Yuvasına uzaktan gözleri yaşlar içinde baktı. Mağarada yapayalnız ve korunmasızdı. Senin gibi üzülen yol arkadaşına sonsuz müjdeler veren tebessümüyle fısıldadı: "Lâ tahzen, innAllahe meânâ."


Üzülme!
Kaldır yüzünü yerden. Omuzlarından sarsıp kendine getirmek istiyor seni Sevgili. "Rabbin sana küsmedi ki..." Gözlerinin içine içine bak sevdiklerinin. "Rabbin seni unutup yalnız bırakmadı ki..."


Senai Demirci

(http://www.senaidemirci.net/yazilar.php?kategori=1 adresinden alıntıdır)
Günde bir taşı düştü yere binâ-yı ömrümün,
Can yatar gâfil, hanesi oldu harâb bî-haber!

Niyazî-i Mısrî

10 Mart 2009 Salı

BALONCU

Bir uçan balon satıcısının elinde rengarenk balonlar vardı. Etrafına dolaşan ve farklı farklı milletlerden olan çocuklar birer birer balon alıp gökyüzüne bırakıyorlardı. Balonlar gözden kayboluncaya kadar uçuyordu. Bu arada fakir bir zenci çocuğun gözleri balonlara takıldı. Anlaşılan o ki, cebinde parası yoktu. Baloncu, siyah renkli balonu bir balonu koparıp tebessümle ipini çocuğa verdi ve



"Hadi bırak bakalım sen de gökyüzüne" dedi.


Çocuk balonu gözlerinin içi gülerek bıraktı ve balon göğe yükselmeye başladı. Baloncu şunu söyledi:


"Bak evladım, bu balonlar da insanlar gibi, dışındaki renkleriyle değil, içindeki enerjiyle ve kabiliyetleriyle göğe yükselir."
Hani güneş, ateşiyle suyu kavurur da sonra onu yukarılara çıkarır temizlenmiş haliyle;
kul da Mevlâ aşkıyla yanmalı ki günahları dökülsün tek tek ve Mevlâ'ya yaklaşsın...

deniz

9 Mart 2009 Pazartesi

SU YERİNDE OL

Bir gün iki kardeş kavga eder. Hiç kimse onların arasını bulamaz. Nihayet bunu Mevlâna duyarak onlara der ki:
"Allah insanları iki çeşit yaratmıştır. Biri toprak gibi ağırdır. Hareketi mümkün değildir. Diğeri su gibi latiftir. Daima bir meyilden aşağı akar. Toprağa karışır. Orası bir gül bahçesi haline gelir. Gül fidanları, meyveli ağaçlar, ve çiçekler hasıl olur. Ama su toprağa akmazsa bunlar olmaz. Şimdi kardeşin toprak gibi yaptı, yerinden kımıldamadı. Ve barışmaya razı olmadı. Su yerinde sen ol! Onun önüne ak. Sulh ile tevazu göster. En büyük ecri sen kazanırsın."
Sonra her iki kardeş de Hz. Mevlâna'nın önünde hürmetle eğilir ve barışırlar.

Baharın müjdecileri


Benim kendimi bu sayfalara sakladığım gibi o da kendini arkalara gizlemiş.Ama sen çok güzelsin mavi çiçek, saklansan da ben seni buldum :)

8 Mart 2009 Pazar




Ey adıyla uyandığım, ey adını anarken hep utandığım, ey sevdasına davam deyip sahip çıkamadığım...

Ey Efendim...

Ey canıma can...

Ey yüreğim...

Yine aktı bu aciz gözlerden yaş. Bu yürekteki bu deli sevda yalnız sana has.

Dua et halimiz Efendimiz'e dert olmasın.

Dua et Rabbim razı olmayacağı nefesi aldırmasın.
...

Gel, ey Muhammed, bahardır
Dudaklar ardında saklı
Amînlerimiz vardır!
Hacdan döner gibi gel
Mi’rac’dan iner gibi gel
Bekliyoruz yıllardır!

Efendimiz'in doğum günü bugün. Alemlerin yaratılmasına sebep gül yüzlü Efendimiz'in doğum günü bugün...

Rabbim O'nun hatırına bizi affetsin bu gecede.

Kandiliniz mübarek olsun. Dualarınız kabul olsun...

7 Mart 2009 Cumartesi

Güllerin Efendisi

Gel ey, konuşurken dudaklarına tebessümler karışan...
Gel ey, yüzüne üzgünlerin üzüntüsünü dağıtmak yaraşan!..
Gel ey, âteş-i aşkına yanmak için âşıkları birbiriyle yarışan!..
Gel ey, konuşurken dudaklarına tebessümler karışan...
Gel ey, yüzüne üzgünlerin üzüntüsünü dağıtmak yaraşan!..
Gel ey, âteş-i aşkına yanmak için âşıkları birbiriyle yarışan!..
Gel ey, konuşurken dudaklarına tebessümler karışan...
Gel ey, yüzüne üzgünlerin üzüntüsünü dağıtmak yaraşan!..
Gel ey, âteş-i aşkına yanmak için âşıkları birbiriyle yarışan!..
Gel ey!.. Önce kendine çektin, sonra mugaylan dolu beyabanlarda dermansız koyup bizi bir başımıza gittin dönmemek üzere.
Ve dudağının dokunduğu çeşmeler de gitti.
Gittin ve vecd ile kendinden geçen zamanlar,
Sensizlik bunalımlarının gelgitleriyle kör kuyulara gömüldü.
Gittin ve tenha elvedalarda düğümlendi sevinçlerimiz;
Durmuş çarklara sıkışıp kaldı çığlıklarımız.
Sen gidince yanlış hesaplarında önce pazarlar kurduk köhne dünyanın,
Sonra köhne hesaplarıyla mezada çıkarıp aşklarımızı dünyalıklara sattık.
Gittin de savrulan umutlarımızı ektik yollarına;
Sabrımızın gözlerine çekilen milleri çelik masıyetlerle mıhladık.
Gerilmiş yaylarımız kepade düştü hoyrat ellerde,
Uykulu oyunlarda şahlarımız mat oldu; ve bileyli kılıçlarımız pas tuttu karanlık kınlarında.
Ak kor olduk...
Nemrudî alevlere soktular başlarımızı, hakikat, ak kor olduk...
Vurdular durmadan dinlenmeden...
Örslere konuldu başlarımız, hakikat vurdular dinlenmeden durmadan.
Ağlattılar ağladıkça biz...
Çeliğe su verelim diye ağladıkça ağlattılar bizi...
Heyhât! Tutturamadık kıvamını suyun, isabet ettiremedik gözyaşlarımızın damlalarını çeliğe ve ilk çalışta kırıldı kılıçlarımız kara keçelere.
Yenildik, yorulduk, yığılıp kaldık çıkmaz sokaklarda.
Bütün sorularımızın cevapları cevapsız kaldı; bütün hayallerimizin hayali hayal oldu.
Tel tel arzulara mahkûm edildi nefislerimiz ve ruhlarımız tül tül alevlerde yandı.
Gizemli bilinmezliklerimizin iksirlerini gizli dünyalara gizlediler bizden.
Gel ey!..
Hani dostların vardı, kimi aşk okuyan Kitaplar Kitabı'ndan; kimi ilham dokuyan hitaplar hitabından.
Kimine köşkler düşmüştü cennetten, kimi cennette köşklere düştüydü hani.
Kiminin ateşlerine rengi düşerdi gülün de; kimi güllere rengini düşürürdü ateşin.
Kimine yıldızlar düşerdi göklerden, kiminin yıldızına düşerdi gökler ya...
Hani sen "Yıldızlarım," demiştin, "hangisine uyarsanız doğru yola ulaşacağınız yıldızlarım!.."
Sen gittin efendim ve hasretin yıldızlarını da çekti senden yana.
Şimdi kim varsa yıldızlaşmaya yüz tutan, gökleri üzerine kapatıyor ehremenler.
Bizler yanıyoruz, yanmamakta direniyor gökte yıldızlarımız...
Güllerimiz küle durmakta yokluğunda, sultanlarımız kula dönmekte...
Gel ey!..
Ayrılığında çoğalan alevleriyle arınalım aşkının; yanalım yandıkça ve yandıkça yanalım.
Aşk yüzünden elbisesi yırtılan da,
Hak uğruna gözlerini kurutan da seni arzulamakta şimdi.
Bizi kendine madem yine sensin bağlayan ve ayrılığının derdine yine sensin ayrılıkla derman olan,
O hâlde gülümse bize efendim, bize gülümse.
"Allah onları sever; onlar da Allah'ı sever" sırrına ermekte rehberimiz ol, tut günahkâr ellerimizden; günahkâr ellerimizden tut.
Sen ey!..
Gelsen hayallerimize bir kez...
Ve üzerine sepet sepet güller döksek biz.
Gelsen düşüncelerimize bir an...
Ve baharları sersek ayağına çiçek çiçek, mevsim mevsim, ıtır ıtır...
Dolunaylar yerine doğsan dünyamıza bir vakit...
Ve zatını gündüz değilse, hayalini gece göstersen bizlere.
Girsen ansızın düşlerimize, şefkat parmaklarınla okşasan başımızı ışık ışık...
Ve ışığına düşsek pervaneler gibi; pervaneler gibi ışığına düşsek.
Gel efendim...
Bir kez doğ içimize de isterse kaybolsun dolunaylar, güneşler...
Gir gözümüze de bir nefes, isterse silinsin tûtyâlar, sürmeler...
İlham olup ak gönlümüze bir anda, isterse yitirilsin uçtan uca naatler ve gazeller,
Beyitler ve dizeler uçtan uca yitirilsin isterse...
Gel efendim...
Dostluğuna muhtacız; umutsuz ve çaresiz bırakma çaresizlerini.
Gel yeter ki, hakkımızda verilecek her hükme razı olalım.
Gel ey, bitir bitmeyen hasretini içimizde!
Gel ey, onsuz mutluluk bulamadığımız!..
Gel ey, kendisine layık olamadığımız!..
Gel benim efendim, bir kez olsun dokun yüreğime, yüreğime dokun bir kez olsun...
Yüreğim kanıyor efendim, kanıyor yüreğim!..
Çığlık çığlığa beşeriyet, çiğnenmiş reyhanlar misali hep seni arıyor.
Uyandır zindanlara koyduğumuz Yusufî sevdalarımızı efendim.
Uyandır bahtını üftadelerinin...
Şeb-i hicrân yanar cânım döker kan çeşm-i giryânım
Uyarır halkı efgânım kara bahtın uyanmaz mı?


İskender Pala